İnsan bedeni ve ruhu bir bütün olarak yaratılmıştır. Modern tıp yıllarca bu ikiliyi ayrı kutuplar gibi ele almış olsa da, artık ruhsal hastalıkların bedensel hastalıklarla ne denli güçlü bir bağlantı içinde olduğu daha sık gündeme gelmektedir. Ancak bu konu, sadece bilimsel verilerle değil; halk arasında “nazar” olarak bilinen ve çoğu zaman göz ardı edilen etkilerle de bütünsel bir şekilde değerlendirilmelidir.
Nazar: Ruhsal Bir Etki mi, Bedensel Bir Sonuç mu?
Bu yazıda “nazar” kavramını, sadece bakışla oluştuğu düşünülen bir etki değil, genel anlamda ruhsal hastalıkların tamamını içine alan bir terim olarak kullanacağız. Nazar, kimi zaman kişiye lokal (bölgesel), kimi zamansa genel (tüm vücudu etkileyen) şekilde isabet edebilir. İşin ilginç yanı, bu ruhsal etkilerin çoğu zaman biyolojik belirtilerle kendini göstermesidir.
Lokal Nazar ve Bölgesel Hastalıklar
Lokal bir nazar insana değdiğinde, o bölgede somut, fiziksel bir rahatsızlık oluşabilir. Örneğin saçına nazar değen kişinin saçları bir anda dökülmeye başlayabilir. Gözüne değen bir nazar, uzun süren bir göz ağrısı oluşturabilir. Ayağına değen bir etki ise kireçlenme gibi kronikleşen sorunlara yol açabilir. Bu tür örnekler sadece birkaç tanedir; çünkü bu etkiler, kişiden kişiye ve nazarın gücüne göre çok çeşitli şekillerde ortaya çıkabilir.
Genel Nazar ve Ağır Hastalıklar
Daha dikkat çekici olan ise genel nazarların vücuda yaygın ve sistemsel zararlar vermesidir. Kanser, diyabet, hipertansiyon, kolesterol gibi tüm bedeni etkisi altına alan rahatsızlıklar, aslında derin bir ruhsal sarsıntının, yoğun bir negatif enerjinin biyolojik yansıması olabilir. Bu gibi nazarlarda kişi, sadece fiziksel olarak değil, aynı zamanda psikolojik olarak da ciddi bir bunalımın içerisine sürüklenebilir. Hastalık ilerledikçe, ruh hali daha da çöker; ruh hali çöktükçe hastalık daha da ilerler. Bu bir kısır döngüdür.
Modern Tıbbın Çıkmazı: Teşhis Edilemeyen ve Tedaviye Cevap Vermeyen Hastalıklar
Nazarın veya ağır ruhsal etkilerin biyolojik sistem üzerindeki etkisini anlamanın iki temel yolu vardır:
- Tıbben teşhis edilemeyen fakat varlığı hissedilen hastalıklar: Bu durumlarda kişi hastadır, ancak yapılan testler, çekilen filmler, uygulanan tetkikler herhangi bir hastalık göstermez. Doktorlar çoğunlukla bu durumda hastayı psikiyatristlere yönlendirir. Hasta ise bu yönlendirme karşısında çaresizlik, kırgınlık ve değersizlik hissiyle baş başa kalır.
- Teşhis edilse bile tedaviye cevap vermeyen hastalıklar: Hastalığa dair bir tanı konmuştur. İlaçlar verilmiş, tedaviler uygulanmıştır. Fakat hiçbir şekilde ilerleme kaydedilmemiştir. Bu süreçte hasta, hem hastalığın hem de verilen kimyasalların yan etkileriyle mücadele etmek zorunda kalır. Ruhsal anlamda büyük bir tükenmişlik yaşanır, hatta bazen kimyasal ilaçlar bedenin doğal düzenini altüst ederek daha ciddi ruhsal sorunlara neden olur.
Ruhun Tedavisiyle Gelen Şifa
Şaşırtıcı olan şudur: Yıllarca tıbbi yollarla tedavi edilemeyen bazı hastalıklar, doğru bir ruhsal destekle, doğru bir manevi yönlendirmeyle, bazen sadece birkaç gün içinde ortadan kaybolabilir. Ruhun şifalanması, bedenin de sağlığına kavuşmasını beraberinde getirir.
Ruhsal hastalıklar, birer soyut kavram olmaktan çoktan çıkmış; bedenin diliyle konuşan, hastalık kisvesi altında kendini gösteren etkiler halini almıştır. Bu yüzden nazar gibi, görünmeyen ama etkisi derin olan kavramları görmezden gelmek, sadece tedaviyi geciktirir.
Sonuç
İnsanın bedeni kadar ruhu da dikkate alınmalıdır. Çünkü ruh hastalandığında, beden sessizce eşlik eder. Ve çoğu zaman çözüm, sadece ilaçlarda değil; iç dünyada, duada, huzurda, inançta ve doğru ruhsal müdahalelerde gizlidir. Belki de asıl mesele, “gözle görülmeyeni” fark etmek ve bu görünmeyen düşmanı görerek onunla baş etmeyi öğrenmektir.